1480 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsin bazı rivayetlerini
Buhârî, Ebû Dâvûd ve Nesâî «Talâk» bahsinde tahrîc etmişlerdir.
Nevevî diyor ki :
«Kocasının Fâtime'yi üç talâkla mı yoksa talâk-i bâinle veya üç talâkın
sonuncusu ile' mi boşadığı hususunda lâfızları muhtelif olmakla beraber hafızların
rivayet ettiği ve mu'temed râvilerin ittifak halinde bulundukları sahih ve
meşhur olan hadîs budur.»
Fâtıme binti Kays
hadîsini Tahâvî on altı sahih tarîkten rivayet etmiştir.
Hz. Fâtıme (Radiyallahu
anha) Dahhâk b. Kays'ın kız kardeşidir. Ondan on yaş büyük olduğu söylenir.
Kendisi ilk muhacirlerdendir. Güzelliği, aklı, kemali ve asaleti meşhurdur. Hz.
Ömer şehîd edildiği zaman ashab-ı şûra onun evinde toplanmıştı.
Fâtıme (Radiyallahu
anha) Ebû Amr b. Hafs ile evlenmişti. Bu zâtın ismi ihtilaflıdır. Ekser-i
ulemâya göre Abdülhamid'dir. Nesâî, Ahmed olduğunu söylemiş; bâzıları isminin
künyesinden ibaret olduğunu iddia etmişlerdir.
Rivayetlerin bâzısında
Hz, Fâtıme'nin üç talâkla, bâzılarında talâk-i bâinle boşandığı bildirildiği
gibi, bir rivayette üç talâkın sonuncusu, başka bir rivayette: Kalan bir talâk:
ile boşandığı ifade olunmaktadır. Hattâ mutlak olarak: «boşadı» şeklinde dahî
rivayet olunmuştur.
Bu rivayetlerin arası
şöyle bulunmuştur; Kocası Hz. Fâtıme'yi daha evvel iki defa boşarmştır. Son
defa boşamakla talâk adedi üç olmuştur. İşte üç talâkla boşadığını
söyleyenlerle «bir talâk», «üç talâkın sonuncusu» gibi tâbirler kullananların
ve keza mutlak olarak: «boşadı» diyenlerin muradları budur. «Talâk-ı bâinle
boşadı» ifâdesinden de aynı mânâ kasdedilrniştir. Çünkü üç defa boşamak talâkı
bâindir.
Kocası Fâtıme
(Radiyallahu anha)'ya. vekili vasıtasiyle bir mikdar nafaka göndermişse de,
Fâtıme bunu ya arpa olduğu için yahud az bulduğundan kabul etmeyerek hâlini
Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e arzeylemiş; fakat o da nafaka hakkı
olmadığını söylemiş; ve iddetini Ümmü Şerik'in evinde geçirmesini emir
buyurmuştur.
Ümmü Şerik bir rivayette
Kureyşden, diğer rivayete göre Ensârdan salâh ve takvası ile meşhur bir
kadındı. İsmi Guzeyye yâhud Güzeyle binti Dâvûddur. Bâzı ulemâya göre Peygamber
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e kendini hibe eden kadın budur. Resûlullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabının bu kadını anneleri gibi hürmet
göstererek sık sık ziyaret ettiklerini, bunun ise kaç-göç işlerinde müşkilât
doğuracağını düşünerek sonradan bu tavsiyeden vaz geçmiş; ve Fâtime
(Radiyallahu anha)'ya Abdullah b. Ümmü Mektum'un evinde iddet beklemesini emir
buyurmuştur. Çünkü Abdullah (Radiyallahû anh) â'mâ idi. Kendisini göremeyeceği
gibi, evine de fazla gelen giden yoktu. Bu sebeple erkeklerden tesettür
meşakkati de olmayacaktı.
Üç talâkla boşanan bir
kadına nafaka ve mesken verilip verilmeyeceği hususunda ulemâ ihtilâf
etmişlerdir.
İbni Abbâs (Radiyallahû
anh) ile Hasan-ı Basrî, Amr b. Dinar, Tâvûs, Ata' b. Ebî Rabâh. İkrime, Şa'bî,
İmam Ahmed, İshâk, bir rivayette İbrahim Nehaî ve Zahirîler bu hadîslerle
istidlal ederek: «Üç talâkla boşanan kadın hâmile değilse kendisine nafaka ve
mesken vermek vâcib değildir.» demişlerdir.
Hammâd, Kaadî Şureyh,
İbrahim Nehaî, Sevrî, İbııi Ebî Leylâ, İbni Şubrume, Hasan b. Salih, Ebû
Hanîfe, İmam Ebû Yûsuf ve îmran Muhammed'e göre böyle bir kadına hâmile olsun
olmasın nafaka ve mesken verilir. Bu kavil ashab-ı kiramdan Ömer b. Hattâ b ile İbni Mes'ud (Radiyallahû anh) hazeratının
mezhebleridir. Delilleri;
«Onları evlerinden
çıkarmaym, kendileri de çikmasınlar; ancak aşikâr bir kötülük işlerlerse o
başka...» [Talak 1] âyeti kerîmesi ile Hz. Ömer'in Fâtıme binti Kays hadîsi
için söylediği şu sözdür: «Biz bellediğini veya unuttuğunu bilmediğimiz bir
kadının sözü ile ne Rabbimizin kitabını bırakırız, ne de Nebiimizin
sünnetini!..»
Fâtıme binti Kays
hadîsini Hz. Ömer'den başka Âişe ile Usâme b. Zeyd (Rodiyallahu anh) ve
başkaları da kabul etmemişlerdir.
îmam Mâlik, İmam Şafii,
Abdurrahman b. Mehdî ve Ebû Ubeyde'ye göre bu kadına herhalde mesken verilirse
de nafaka yalnız hâmile olduğu takdirde verilir. Bunlar mesken hususunda : «
«Onları kendi
oturduğunuz evlerde iskân edin!» [Talak 6] âyet-i kerimesi ile; nafaka îcâb
etmediğine de Fâtıme hadîsinin zahiri ile istidlal etmişlerdir.
Talâk-i ric'î ile
boşanan kadına bilittifâk nafaka ve mesken verilir. Kocası ölen kadına
bilittifâk nafaka yoktur.
Talâk-ı bâinle boşanan kadın
Âişe ile İbni Mes'ûd (Radiyalluhu anh)'a göre iddeti içinde evinden çıkamaz.
Saîd b. Müseyyeb, Kaasim, Salim, Ebû Bekr b. Abdirrahmân, Hârice b. Zeyd ve
Süleyman b. Yesârin kavilleri de budur! Onlara göre kadın iddetini boşandığı
evde bekler. Ebû Ubeyd bu kavli İmam Mâlik ile Sevrî'den ve Küfe ulemâsından da
rivayet etmiştir.
İbni Abbâs, Câbir
(Radiyallahu anh), Ata', Tâvûs, Hasan-ı Basrî ve İkrime 'den bir rivayete göre
talâk-ı bâinle boşanan kadın iddetini dilediği yerde geçirebilir.
İmam Mâlik: «O kocası
ölen kadın yatsıdan sonra insanlar uykuya yatmcaya kadar ziyaret için dışanda
kalabilir. Sonra evine döner.» dermiş. Leys, Şafiî ve İmam Ahmed'in kavilleri
de budur.
İmam Âzam'a göre kocası
ölen kadın gündüzleri dışarı çıkar; fakat geceyi mutlaka evinde geçirmesi îcâb
eder. Boşanan kadın ise gece. gündüz evinden çıkamaz. İmam Muhammed boşanan ve
kocası ölen kadınların gece gündüz evlerinden çıkamayacaklarına kail olmuştur.
Bâzıları Nebi
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Hz. Fâtıme iddetini beklemek için İbni Ümmi
Mektûm (Radiyallahu anh)'ın evine göndermesi ile istidlal ederek: «Kadın ecnebi
erkeğe bakabilir; fakat erkek kadına bakamaz.» demişlerse de bu kavil doğru
değildir. Sahîh olan kavle göre kadının da yabancı bir erkeğe bakması haramdır.
Ekseri sahabe ile cumhuru ulemanın mezhepleri budur. Çünkü Teâlâ Hazretleri
erkekler için
«Mü'minlere söyle
gözlerine sahip olsunlar.» [Nur 30] kadınlar hakkında dahi
«Mü'minlere de söyle;
onlar da gözlerine sahip olsunlar!..» [Nur 31] buyurmuştur. Bir de fitne
erkekle kadın arasında müşterektir. Erkekten geleceğinden ne kadar endişe
edilirse, kadından gelmesinden de o kadar korkulur. Nitekim Ebû Dâvud ile
Tirmizî 'nin rivayet ettikleri bir hadîste beyân olunduğuna göre Ümmü Seleme
ile Meymûne (Radiyallahu anh) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında
bulundukları bir sırada İbni Ümmi Mektûm gelmiş. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem);
«Bunun yanında örtünün!»
buyurmuş. Kadınlar: «O â'mâ'dır, görmez.» demişler. Fakat Resûlullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendilerine:
«Siz de mi â'mâsınız,
onu görmüyor musunuz?» mukabelesinde bulunmuştur. Tirmizî bu hadîsin hasen
olduğunu söylemiştir.
Fâtıme binti Kays
hadîsinde onun İbni Ümmi Mektûm'a bakabileceğine dair söz yoktur. O yalnız
Fâtıme (Radiyallahu anha)'nın başkalarının kendisini görmesinden emîn olacağını
bildirmektedir. Kendisi erkeklere bakmamakla me'murdur.
Ebû Cehm'in sopasını
boynundan bırakmaması iki suretle te'-vîl olunur: Birinci, çok sefer eder.
İkincisi ise, kadınları çok döğmesidir. Bu te'vîl daha sahih görülmüştür; çünkü
hadîsin bir rivayetinde Ebû Cehm'in kadınları çok döğdüğü bildirilmiştir.
Bu Ebî Cehm, Encâbiyye
hadîsinde ismi geçen Ebû Cehm b. Huzeyfete'l.Kuraşî'dir. Teyemmüm bahsinde ve
namaz kılan kimsenin önünden geçme babında bir de Ebû'l -Cüheym'den
bahsedilmektedir ki, o başka bir zâttır.
Gerek Hz. Ebû Cehm'in
sopasını boynundan bırakmaması gerekse Muâviye (Radiyallahu anh)'ın hiç bir
malı olmayan yoksul olması birer mecazdır. Zira Ebû Cehm uyku ve yemek gibi
hallerde elbette sopasını boynundan bırakırdı. Hz. Muâviye'nin de giyecek
elbisesi, yiyecek ekmeği vardı. Fakat ekseriyetle hâlleri hadis-i şerîfde beyan
buyurulduğu şekilde birinin sopa taşıması, diğerinin pek az mala sahip olması
idi.
Hadîs-i şerîf Fâtıme (Radiyallahu
anha}'yı isteyen Muâviye'nin Muâviye b. Ebî Süfyân olduğunu tasrîh etmekle onun
başka bir Muâviye olduğunu iddia edenlere de cevâbı vermektedir.
Resûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Selle/n)'in Hz. Fâtıme'ye Usâme b. Zeyd'Ie evlenmesini ısrarla tavsiye
buyurması onun dînen ve ahlâkan pek büyük bir fazilete sahip olduğunu bildiği
içindir. Fâtıme (Radiyallahu anha) ise Hz. Usâme'nin âzadlı köle ve bir de
cildinin pek siyah olmasına bakarak evvelâ bu işe razı olmamış; fakat onunla
evlenerek ne derece hayırlı bir zât olduğunu görünce ona gıbta etmiştir. Gıbta
etmek: İmrenmek demektir. Bunu hasedle karıştırmamalıdır. Zira hased: Bir
kimsenin elinden bir şeyin gitmesini istemek, gıbta ise kendisinin de o kimse
gibi olmasını dilemektir. Hüküm itibariyle de birbirlerinden ayrılırlar; hased
haram, gıbta caizdir.